8 Şubat 2010 Pazartesi

Constantinus Dönemi ve Constantinopolis (İstanbul) Kuruluşu



Diocletianus’un tahttan çekilmesi ile ikinci thetrarkhi başlamıştı. Constantius Chlorus batının, Galerius da doğunun Augustus’u olmuştu. Batı caesar’ı Severus, doğu Caesar’ı ise Maximinus Daia idi. Constantius Gallia, Britania ve İspanya’yı, Severus İtalya, Afrika ve Pannonia’yı idare ediyordu. Doğuda Maximinus Mısır’ı ve Toros’ların altında kalan eyaletleri, Galerius ise Asia’nın geri kalan kısımlarını, Yunanistan ve doğu Illyricum’u idare ediyorlardı.

Britania’ya bir sefere giden Constantius yaklaşık 1 yıllık bir saltanattan sonra York’da öldü. Oğlu Constantinus batının Augustus’u ilan edildi. Constatinus bir iç savaş çıkmasını önlemek amacı ile Galerius’a bir mektup yazdı. Galerius babasının yerini almasını kabul etmedi ve Constantinus’u Caesar olara tanıdı. Severus’u Augustus olarak atadı. Constantinus da bu ikinci derecedeki görevi kabul ederek thetrarkhi sistemini korumuş oldu. Ancak Maximianus’un oğlu Maxentius 306 yılında imparator ilan edildi. Fakat Maxentius princeps ünvanını kabul etti.kuzey İtalya Severus tarafında yer alıyordu, Afrika Maxentius tarafında yer aldı. Bu arada babası Maximianus da ona ordu toplamak ile meşguldü. Galerius Maxentius’u tanımayı reddederek Severus’a üzerine yürüme emri verdi. Ancak askerler Maximianus’un oğluna karşı savaşmak istemedi, Severus Maximianus tarafından yakalandı. Constantinus, Maximianus’un kızı Faustina ile evlendi, Maxentius’u da Augustus olarak tanıdı. Kendisi de Maximianus tarafından Augustus ilan edildi. Bu olaylar yaşanırken Galerius ordu ile İtalya’ya doğru hareket etti. Ancak çok geçmeden ordunun sadakatsizliğinden şüphe ederek, Pannonia’ya çekildi. Maximianus oğlunun imparator olmasına engel olmasına çalışmışsa da başarılı olamadı.


Bu sırada Galerius bir çözüm yolu aramaktaydı. Batıda iki ve kendisi büyük Augustus olmak üzere toplam üç Augustus bulunuyordu. Büsbütün bölünmüş bir imparatorluk ortaya çıkmıştı. Bunu üzerine Diocletianus’a başvurmaya karar verdi. 308 yılı consulü seçilen Diocletianus bu meseleyi çözmek için Carnuntum’da bir toplantı düzenledi. Bu toplantı sonunda Maximianus görevden uzaklaştırıldı, ikinci Augustus olarak Galarius’un silah arkadaşı olan Licinianus Licinius seçildi ve onun kontrolüne İtalya, Afrika ve İspanya verildi. Maximinus Daia doğuda caesar olarak devam ediyordu, batıda ise aynı unvanla Constantinus bulunuyordu. Maxentius halk düşmanı ilan edildi. Yeni thetarkhi bu şekilde düzenlendi. Ancak kısa sürdü. Maximianus Constantinus’un yanına kaçtı. Maximinus Daia, Licinius’un kendisinin üzerine Augustus olarak getirilmesine karşı çıktı. Kısa süre sonra Constantinus ve Maximinus Augustus oldular ve böylece iki Augustus iki Caesar sistemi bozulmuş oldu. Maximianus Augustus unvanını koruyordu ama imparator fonksiyonu bulunmamaktaydı. Bir süre sonra Constantinus’u ortadan kaldırma planları yaptıysa da yakalandı ve hayatı bağışlandı. 310 yılı başlarında ölü bulundu, resmi kayıtlara göre intihar etmişti. Bu sırada Maxentius’un idaresinde bulunan Afrika’da isyan çıkmış ve Roma’ya buradan sağlanan hububat gelmemeye başlamıştı. Roma’da halk isyan etmişti. Kartaca praefectus’u Aleksander kendini imparator ilan etti. Maxentius olaylara müdahale etti ve Kartacalıları da cezalandırdı. Galerius tahttan feragat etmeden önce Augustus olarak Severus ve Licinius’u, Caesar olarak da Maximinus Daia ve kendi oğlu Candidianus’u idareyi bırakmayı amaçlıyordu. Ancak şiddetli bir hastalığa tutuldu ve bu emellerini gerçekleştiremedi. Galerius’un ölümü üzerine Maximinus Daia Asia’yı işgal etti. bu olaylar üzerine Constantinus ve Licinius yakınlaştı ve bunun üzerine kaçınılmaz olarak Maxentius ve Maximinus da bir ittifak içine girdi. 312 yılında Constantinus İtalya’yı istila etti. Yapılan savaşta Maxentius öldü, Constantinus Roma’ya girdi. 313 yılında Licinius ile Maximinus arasında yapılan savaşta, Maximinus yenildi ve Kilikya’ya kaçtı. Kısa bir süre sonra yakalandığı bir hastalıktan Tarsus’da öldü. Bu şekilde imparatorluk Constantinus ve Licinius arasında ikiye bölünmüş oldu.
İki Augustus arasında toprakları kontrol edecek bir caesar seçilmesi gerekmekteydi. Constantinus, bu göreve kız kardeşi Anastasia ile evli olan Bassianus’u seçti. Fakat bu seçim Licinius’un hoşuna gitmemişti, Bassianus’un Constantinus’un aleti olmasından şüpheleniyordu. Bu sebeple, Bassianus’un kardeşi Senecio ile birlikte suikast girişiminde bulundu. Fakat bu plan sezildi. Constantinus ile Licinius arasında Thrakia’da
[1] yapılan savaşta Consatantinus zafer kazandı. Ancak Licinius’u kaçırdı, onun Byzantium’a gittiğini sanıyordu, fakat Licinius aslında Beroea’da bulunuyordu. Buradan bir barış anlaşması yapmak üzere elçiler gönderdi. Bunun üzerine yeni bir düzenleme getirildi. Constantinus Pannonia, Illyricum, Macedonia, Yunanistan ve Moesia’yı elde etti. Licinius ise Avrupa’da yalnız Thrakia’yı elinde tutabildi. Birbirlerinin bölgesine barbar istilası olmadıkça girmeme kararı alındı.



Constantinus ve Licinius 315 yılı consul’lüğünü paylaştılar ve Goth istilası karşısında birlikte hareket ettiler.317 yılında üç yeni caesar atandı. Bunlardan ikisi Constantinus’un oğullarıydı. Biri Flavius Julius Crispus, diğeri ise Flavius Cladius Constantinus idi. Diğer caesar ise Licinius’un gayri meşru oğlu Valerius Licinianus Licinius idi.

323 yılında Constantinus Hıristiyanlara özgürlük tanıdı. Aynı yıl Gothların Thrakia’yı istila etmesi üzerine Constantinus, Licinius’un topraklarına girdi. Bu durum anlaşmaya da uyuyordu. Fakat bu olay savaşa yol açtı. Pek çok muharebeden sonra Licinius Nikomedeia’ya kaçtı. Constantia kocasının hayatını bağışlamasını rica etti. Bu kabul edildi ancak 325 yılında devlete ihanet sebebiyle ölüme mahkum edildi.






CONSTANTINOPOLIS’İN KURULUŞUUzun zamandır Roma’nın askeri ve siyasi bir merkez olamayacağının farkına varılmıştı. Roma nehirlerden çok uzaktı ve denizle ilişkisi çok kolay kesilebiliniyordu. Bu dezavantajlar göz önünde tutulunca Constantinopolis kurulana kadar pek çok şehir başkent olarak kullanılmıştır. İkinci yüzyılda Herodian şöyle söyler “Caesar neredeyse Roma oradadır”. 
III. yüzyılda İmparatorlar Roma dışına çıkmaya başladılar. Valerianus Perslerle savaşmaya doğuya gidince, oğlu Gallienus karargahını Mediolanum’da (Milano)kurmuştu. Mediolanum kuzey sınırına ve Roma’ya eşit uzaklıkta bulunuyordu. Maximianus da yönetimini Mediolanum’dan yürütmüştü. Diocletianus önce Sirmium’u (Sremska Mitrovia) daha sonra da Nikomedeia’yı başkent olarak seçmişti. Nikomedeia’nın başkentliği bir kuşak boyunca sürdü. Nikomedeia ana yolların üzerindeydi, iyi bir limanı ve verimli toprakları vardı. Ancak sürekli karışık olan kuzey sınırlarına uzak kalıyordu. Senato hala Roma’daydı fakat tamamen işlevini yitirmişti. Tüm kararlar imparator tarafından alınıyordu.

Constantinus önce Serdica’yı (Sofya) sonra Troya kalıntılarını yeni başkent olarak düşündü, fakat en sonunda gözlerini Byzantium’a
[2] çevirdi. Byzantium’da inşaat 324 yılında başladı ve 330 yılında büyük eğlencelerle açılış töreni yapılmıştır.yeni bir forum yapılmış (Forum Constantini) ve burada üzerinde Constantinus’un tunçtan bir heykelinin bulunduğu bir sütun (Çemberlitaş)[3] dikilmiştir. Şehir imparatorluğun çeşitli yerlerinden gelen pagan heykellerle süslenmişti. Delphi’den Apollonun heykeli ile Yılanlı sütun getirilmişti[4]. Byzantium’un konumunun avantajı ile yapı malzemesi sorunu kolayca çözülmüştü. Belgrad ormanlarından kereste, Proconnesos’dan (Marmara adası) mermer getirildi. Yeni başkent için öyle çok masraf yapılmıştı ki Constantinus dan sonra başkent değiştirilmek istense bile artık çok geçti.[5] Roma’dan senatörler getirildi ve şehrin yeni bir senatosu oldu. Resmi adı Roma Nova olmuştu. Ancak 330’dan sonra kente kurucusuna izafeten Constantinopolis denilmeye başlandı.


Constantinus 355’de tahta çıkışının 30. yılında devlet yönetimini oğulları ve yeğenleri arasında paylaştırmaya karar verdi. Constantinus II Gallia’yı, Constantius doğuyu, Constans ise İtalya ve Afrika’yı, yeğeni Flavius Dalmatius’a Balkanlar ve Tuna bölgesini, öteki yeğeni Hannibalianus’a da “krallar kralı” unvanı vererek Pontus ve Armenia yönetimini bıraktı. Ancak Hannibalianus’un ölümü üzerine onun payına düşen yerlerde Constantius’a kaldı. Aynı şekilde kendi payını çoğalmak isteyen Constans da Dalmatius’un bölgesini ele geçirdi. Bu paylaşım esas olarak Constaninus’un ölümünden sonra gerçekleşti. 337 yılında Pers tehditti baş gösterdi. Constantinus doğuya Pers seferine giderken Nikomedeia yakınlarında öldü.(337) Constantinus’un Hıristiyanlığa meyli olduğu kabul edilebilinir ancak Constantinus Hıristiyanlığı ölüm döşeğinde kabul etmişti. 313 yılında yayınlanan Milano Fermanı ile Hıristiyanlara serbestlik tanımıştır.


[1] Philipopolis ve Hadrianopolis arasında[2] Byzantium Megaralı kolonistler tarafından İ.Ö. 660-659 yıllarınsa kurulmuştu. Adını başlarında bulunan lider Byzas’ın adından aldığı söylenir. İ.Ö 2 yy.da Septimus Severus tarafından, Pescennius Niger’in tarafını tutukları gerekçesiyle cezalandırılmış, yağma edilmiş ve Perinthos’a (Marmara Ereğlisi)bağlı bir haline getirilmiştir.[3] Phrigya’dan alınarak Roma’daki Apollon Tapınağı önüne dikilmiştir. Üzerinde güneşi selamlayan Apollon heykeli bulunuyordu. Constantinus bu sütunu Roma’dan getirterek üzerine kendi heykelini koydurmuştur. Daha sonra Iulianus kendi heykelini koydurmuştur.[4] İ.Ö. 479 yılında Delphi’deki Apollon Tapınağı önünde duran sütun, Yunanlılar’ın Perslere karşı kazandıkları Palataia zaferinin bir anısı olarak ele geçirilen silahların eritilmesi ile yapılmıştır. Bu sütun birbirine sarılmış üç yılan figürünün başları üzerinde taşıdıkları kazandan meydana geliyordu ve sütun kıvrımlarında 31 Yunan kolonisinin adları yazmaktaydı. Bugün bile bu yazıları görmek mümkündür.[5] M. Grant, Roma’dan Bizans’a,s. 20

1 yorum:

  1. muhteşem bir konu muhteşem bilgiler teşekkürler sevgiler...

    YanıtlaSil

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails