19 Ocak 2009 Pazartesi

KIŞ

Her ne kadar üşümeyi sevmesemde atkı, bere, eldiven, kar, sıcak çikolata, boza, kestane, sahlep, portakal gibi kışa özgü şeyleri çok seviyorum ve tabii kış manzaralarını da...Camdan dışarı bakıp yağan karı seyretmek çok güzel...Sevdiğim bir kaç kış manzarasını paylaşmak istiyorum...
Dışarıdan gelen sıcak ya da soğuk Scrooge'u çok az etkilerdi. Hiçbir sıcak onu ısıtamaz, hiçbir kış soğuğu donduramazdı. Hiçbir rüzgar ondan daha keskin esemez, hiçbir kar hedefini öfkeyle gözüne kestirerek onun kadar kasıtlı yağamaz, hiçbir sağanak ondan daha duyarsız olamazdı. Kötü hava onun karşısında aciz kalırdı. En şiddetli yağmur, kar, tipi ve don yalnızca bir açıdan daha ağır basılyorlardı ona: Arada bir efendice "dindikleri" oluyordu, ama Scrooge asla dinmezdi.
Bir Noel Şarkısı
Charles DICKENS

5 Ocak 2009 Pazartesi

Antik Dönem Yazıtlarında Lanetlemeler


İnsanoğlu yüzyıllar boyunca mezarlarını korumak için pek çok yola başvurmuşlardır. Bu yollarla, mezar sahibinin huzurunun bozulmaması ve ölüye duyulması gereken saygı inancından kaynaklı olarak, mezarı soygunculardan korumak amaçlanırdı. Öncelikle mezar betimlemeleri ile insanları mezardan uzak tutma yoluna gidilmiştir. Özellikle bakışları ile insanları taşa çevirdiğine inanılan Medusa başı lahitlerde çok sık karşımıza çıkar. Bu kötülükleri uzak tutmanın resimsel yoludur. Bunun yanı sıra daha açıklayıcı olarak mezara yazılan cezalandırmalar Anadolu’da oldukça yaygındır. Bu cezalandırmalar temel olarak iki gruba ayrılır. İlk grup para cezalarıdır. Ceza, mezara zarar veren kişi mezar sahibinin belirlediği miktarı yine mezar sahibinin belirlediği yere (kent kasası, tapınak gibi resmi binalardan birine) vermesiyle sağlanır. Bu grubun içinde yer alan bir diğer formül de mezar sahibinin isteğine göre mezara zarar verildiğini görüp, ihbar eden kişinin ödenecek paranın bir kısmını almasıdır. Genellikle bu miktar cezanın 1/3’ü ya da 1/2’si kadardır. Bu şekilde mezara zarar verildiğini gören kişinin de bir vatandaşlık görevi olarak ilgili kurumlara bildirmesi ve bunun karşılığında da maddi bir kazanç sağlamasıyla ihbara teşvik amaçlanmaktadır.
İkinci grup ise lanetlemelerdir. Bu grupta da lanetlemeler iki değişik biçimde görünürler. İlki suçlu kişinin kutsal varlıklar önünde lanetli sayılmasıdır. Bu daha çok dini bir yaptırım olarak kişiyi engellemeye yöneliktir. Diğer bir biçimde “beddua” olarak kabul edeceğimiz lanetlemelerdir. Bunlar özellikle soyunun yok olması ya da toprak ve denizden ürün almamasına ilişkin beddualardır.
Para cezaları daha çok bir yasal yaptırım içerirdi. Para cezaları, mezara zarar veren kişiyi kanunlar önünde suçlu ve borçlu duruma düşürürdü. Ancak bu toplum vicdanına yetersiz gelmesi ya da suçlunun yaptığının günah, kendinin de dinsiz veya günahkar olacağının hatırlatılması amacıyla beddualar da eklenmiştir. Günümüzde olduğu gibi belki o dönemde de para cezaları yetersiz kalmış olabilir. Bu tarzda lanet ve beddualarla kişiyi mezardan uzak tutmaya çalışmışlardır. Kendi dönemleri içinde ne kadar başarılı olduğu bilinmemekle beraber sonraki dönemlerde, özellikle Hıristiyanlık inancının gelişmesiyle etkisini kaybetmiş ve hemen hemen tüm mezarlar soyulmuş ve tahrip edilmiştir.Yazıtlardan edinilen bilgilere göre genel olarak yazıtta izin verilenlerin dışında birilerinin gömülmesi, mezarın satılması, mezarın açılması veya tahrip edilmesi suçtu. Hatta mezar sahibinin mirasçıları da üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmedikleri zaman para cezası ödemek zorunda kalıyorlardı.
Sonuç olarak mezar yazıtlarında ki lanetlemeler o dönemin inançlarına ve sosyal yapısına ışık tutmaktadır. Ne kadar etkili oldukları kuşkulu olmalarına rağmen mezar sahibinin ölümünden sonra, huzurunun bozulmaması ve kalıcılığının simgesi olan mezarının yok olmaması için bu önlemi aldığı ve bir ölçüde rahatladığı açıktır. Ayrıca insanların buna ihtiyacının arttığı, para cezası ve lanetlemelerin bu kadar fazla oluşuyla anlaşılmaktadır. Aynı şekilde bu, tahribatın ve usulsüzlüğün de arttığı anlamına gelmektedir.

Genel olarak lanet, ilenç, beddua anlamlarına gelen Latince’de imprecatio, deprecatio, exsecratio, detestatio; Yunanca’da ἡ ἀρά ya da ἡ ἐπάρα kelimeleridir.

2 Ocak 2009 Cuma

iyi seneler


Umarım herkes 2008'den daha iyi bir yıl geçirir...
Herşey gönlünüzce olsun...

27 Aralık 2008 Cumartesi

Kral Arthur & Merlin


Britanya'nın efsanevi büyük kahramanı Kral Arthur'un öyküleri sekiz yüz yıldan uzun bir süredir yaygındır, ama bilim adamları gerçek Arthur hakkında çok az şey öğrenebildiler, çünkü savaşlarını gösteren hiç bir kanıt bulunamadı. Yakın zamandaki bulgular Arthur'un İS 454 - 470 yılları arasında hüküm sürmüş, Riothamus (yüce kral anlamına gelen bir sözcük) diye adlandırılan 5. yüzyıldaki bir Britanya Kralı olduğunu gösteriyor. Efsanevi Kral Arthur gibi Riothamus 12.000 savaşçıdan oluşan bir orduyla Galya'ya yürüyor. Büyük bir cesaretle savaşıyor ama Burgundy'de Gothlara karşı yeniliyor. Gothların önünden çekilirken bugün de hala duran Avallon denilen bir Fransız kasabasından geçiyor.

Kimi bilimadamları, gerçek Arthur'un büyük olasılıkla Arturius adlı, 500-517 yılları arasında istilacı Saksonlara karşı zafer kazanmış bir süvari generali olduğunu düşünüyorlar.

Başarıları ne olursa olsun, gerçek Arthur, hem kendi döneminde hemde sonraki yıllarda öylesine ilgi çekici bir kişilik ki Gal folklorunda onun adıyla bütünleşmiş sözlü bir gelenek var.

Arthur edebiyatta ilk olarak İS 1136'da Latince yazılmış Monmouth'lu Geoffrey'in Historia Regum Britanniae (Britanya Kralları Tarihi) kitabında görülmektedir. Geoffrey, Arthur'un olağandışı doğumunu ve ölümünü, güzel ama vefasız karısı Guenevere'yi, büyücü Merlin'i ve şövalyelik kavramını dünyaya tanıttı.

Şair Robert Wace, İS 1155 yılında Geoffrey'in tarini serbest bir şekilde Norman-Fransız diline çevirdi. Kitapta Arthur'un geçtiği bölümleri çoğalttı, yeni kaynaklar kullandı ve çalışmaya daha saraylı bir tat kattı. Yuvarlak Masaya ilk kez değinen Wace oldu.

Wace'nin şiirinin ortaya çıkmasında sonra Chretien de Troyes, Kral Arthur'un sarayında geçen beş romans yazdı. Lancelot ile Guenevere arasındaki aşk ilk kez görülüyordu.

Uzun yıllar sonra 1485'de Sir Thomas Malory Kral Arthur öyküsünün son biçimi olan Le Morte D'Arthur'u yazdı. Malory, Monmouth'lu Geoffrey'in İngiliz geleneğini ve Chretien de Troyes'nin Fransız geleneğini birleştirdi. Molary'nin anlatımında, Kral Arthur Büyük İskender gibi dünyanın en büyük hükümdarlarından biri oluyor.


BAŞLICA KARAKTERLER:

Kral Arthur: Kral Uther Pendragon ve Kraliçe Igraine'in oğlu, Guenevere'nin kocası, Mordred'in babası, Britanya Kralı, Yuvarlak Masa Şövalyelerinin kurucusu.

Uther Pendragon: Kral Konstantin'in oğlu, Britanya Kralı, Arthur'un babası.

Guenevere: Kral Leodegrance'nin kızı, Arthur'un karısı.

Merlin: Büyücü ve kahin.

Lancelot: Benwickli Kral Ban'ın oğlu; Yuvarlak Masa'nın en büyük şövalyesi.

(Kaynak: Dünya Mitolojisi- Donna ROSENBERG)



Bunları niye anlattım daha doğrusu yazdım çünkü bu ara MERLIN dizisini çok sevdiğim ve izlediğim için... Klasik Kral Arthur efsanesinin biraz dışında olsada (Arthur ve Merlin yaşıt, Guenevere bir hizmetçi, Lancelot sıradan biri vs) çok sevdim. Tudors ve Roma serilerinden sonra Merlin ilaç gibi geldi ve aradığım o tarihi ve efsanevi tadı yakalama şansı buldum. Eğer sizde bu tarz dizileri seviyorsanız kaçırmayın derim. Merlin'in yeni yetme büyücülük halleri, sakarlıkları, Arthur ile itişip kakışmaları çok hoş. Birinci sezon BBC'de bitmek üzereymiş yada bitti öğrendiğime göre. Ama sezon sonu mu yoksa tamamen mi bitti bunu şu an bilmiyorum. umarım devam eder ve doya doya izlerim. Tabii internetten, maalesef Türkiye'de gösterilmiyor.

Bu arada söylemeden geçemeyeceğim, 2004 yılında gösterime giren Kral Arthur http://www.imdb.com/title/tt0349683/ filmini ben pek sevmemiştim. Efsaneyi sevmeme rağmen bu film beni etkilememişti. Geçen senenin filmi olan "The Last Legion" 'u ise izlemeyi çok istiyorum. İzleyince film ile ilgili görüşlerimi yazarım.

26 Aralık 2008 Cuma


Merhaba Blog dünyası...

Umarım çocukluk günlük tutma deneyimlerimden daha başarılı olurum blog konusunda. Yazmaktan çok konuşmayı sevdiğim yada tam olarak sözcüklerle kendimi ifade edemediğim için uzun soluklu bir yazma serüvenim olmadı. Yılbaşında babama gelen ajandalardan birini alıp günlük tutmaya başlar genellikle nisan sonları gibi bıkar, bırakırdım... Bunun nisan ayı olmasıda muhtemelen doğumgünüm kutlamaları ve hediyelerimle ilgili bişiyler yazmak için bu tarihe kadar ite kaka sürdürmemden kaynaklanıyor diye düşünüyorum. Bilgisayarı ve sanal dünyayı sevdiğim için bu sefer daha iyi olacağını sanıyorum...2008'in bu son günlerinde yeniden bir günlük yada bir haftalık tutmaya başlıyorum...sevgiler...

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails