27 Nisan 2010 Salı

Batı ve Doğu Roma İmparatorluğu

Alaric
Alaric
BATI


Stilicho’nun yüzyüze kaldığı ana problem, Alaric liderliği altındaki Vizigotların memnuniyetsizliğiydi. Bu Gotlar, Theodosius’us Eugenius’a karşı kullandığı gücün ana unsurunu oluşturuyordu, ve Frigidus Savaşı’nda Roma birliklerini koruyabilmek ve Gotların gücünü kesebilmek için bilerek tehlikeye sokuldukları için çok kayıp vermişlerdi. Alan ordusunun geriye kalan kısmı hala İtalya’dayken onlar Balkanlar’a çekildiler ve 395 yılında alenen bir isyan başlattılar. Stilicho alan ordusunu onlara karşı kullandı, ve güya onları yenmek üzereyken doğu yönetimi bencilce birliklerini geri çekme talebinde bulunmuştur. 396 yılında, Vizigotlar Yunanistan’da kontrolsüzce çapulculuk yapıyorlardı. Sonraki yıl Stilicho Balkanlara geri döndü, fakat tekrar, zafer kazanmadan seferi terk etti (belki de Afrika’da bir isyan patlak verdiğinden). Bu bir yıl içerisinde bastırılabildi. Bu arada, 397 yılında, Vizigotların başı Alaric’e, anlaşılan Stilicho’nun Balkanlar’dan geri çekilmesinden sonra bir Roma generali gibi bir konum verildi. 398’de Stilicho kızını Honorius’a vererek konumunu daha da güçlendirdi. 397’ye kadar sakin duran ve resmi konumunu Gotları silahlandırmak için kullanan Alaric, batıda bölge aramaya karar verdi. 401 güz’ünde, Stilicho, Raetia ve Noricum’a yönelik olan Vandal istilasıyla rahatsız oldu ve Alaric, Kuzey İtalya’yı istila etmek için fırsat yakalamıştı. Honorius, Alaric’in kuşatma altına aldığı Milano’daydı. Stilicho bu süreçte, sadece Vandalları geri itmekle kalmadı, aynı zamanda Alaric’e karşı olan sefer için onlardan birlik aldı. 402 kış’ında Alaric’i kuşatmayı terk etmeye ve batıya Pollentia’ya geri çekilmeye zorladı. Orada, Paskalya gününde oldukça kızışmış bir mücadele yaşandı. Kimse zaferi elde edemedi, fakat Gotlar kamplarını terk ettiler ve Stilicho Alaric’in ailesini yakaladı. Gotlar, İtalya’nın kuzeydoğu sınırına çekilmeye karar verdiler, fakat 403 yılında tekrar saldırdılar. Stilicho onları bu sefer de Verona’da yendi ve Gotlar da doğu yönetimi üzerinde kontrol kurmaya yönelik her türlü teşebbüse karşı ona yardım etmeye hazır şekilde Dalmatia ve Pannonia arasındaki bölgeye çekildiler. 405 sonlarında, çoğunluğu Ostrogotlar’dan oluşan bir grup İtalya’ya saldırdı. Stilicho’nun alan ordusu bu istilayı savuşturabilecek kadar yeterli sayıda sayılmazdı, Ren sınırından Roma birliklerini ve Danube’nin karşısından kiralık Hun birliklerini çağırmak zorunda kalmıştı. 406 sonlarında Stilicho nihayet dağınık istilacıların üstesinden gelebildi. Bu zaferin yan etkisi Galya’da bir felakete yol açtı. 406 yılının son gününde, çok büyük sayılardaki istilacılar nehrin karşısına akın ettiler, ve Roma kontrolü asla yeniden sağlanamadı. Bu durumla uğraşmak yerine, Stilicho görünüşe göre, Galya’yı kaderine terk etmeye karar verdi. 408 yılında, Alaric bir kez daha İtalya’ya girmeye karar verdi. Bu yılın baharında Arcadius da ölmüştü, ve Stilicho kör bir azimle orada kontrol elde etme amacının peşine düştü. Stilicho Ağustos’ta yola çıktığında, Honorius’un maiyetindeki bazı kimselerce bir darbe gerçekleştirildi. Stilicho’nun destekleyicileri öldürüldü. Stilicho durumu araştırmak için geri döndü ve yakalandı, uysalca teslim oldu. Gecikmeden idam edildi. Alaric, Stilicho’nun ölümünden sonraki güz boyunca,İtalya işgaline devam etti ve 410 yılında Roma’ya girdi ve kenti yağmaladı. Bu yağma hareketi hem paganlar hem de Hıristiyanlar için çok büyük bir darbe oldu. Roma’nın düşmesi demek imparatorluğun düşmesi hatta dünyanın sonu demekti. Alaric yağmaladığı mallarla güneye yönelip orada bir donanma kurdu. Amacı Afrika’ya geçmekti. Fakat donanma çıkan bir fırtınada yok oldu ve Alaric de kısa bir süre sonra öldü.

DOĞU


İlk bakışta doğu’ya gelecek dış saldırılar batıdakilerden daha ciddi görünüyordu. Batının sınırlarında parçalanmış Germen kavimleri, doğunun sınırlarında ise güçlü bir Sasani devleti vardı. Ancak Perslerle dostluğa dayalı ilişkiler kurulmuştu. Ve gerçekte her iki taraf da birbirlerini yok edemeyeceklerini ve sadece birbirlerine kayıplar verdireceklerini biliyorlardı. Bu sebeple yaklaşık yüz elli yıl barış dönemi yaşandı.


Arcadiusun ardından Theodosius II. tahtta geçti. Theodosius Valentianus III’ü Batı imparatoru olarak atadı.


Theodosius’un ardından imparator olan Marcianus, dönemin en büyük tehlikesi olan Hun imparatoru Attila’ya haraç vermeyi reddediyordu. Atilla, batı Roma ile ilgileniyordu ve bu harekete karşılık veremeden de öldü.

20 Nisan 2010 Salı

Julianus Sonrası Roma İmparatorluğu



Jovianus


Valentianus I


Valens


Valentianus II

Gratianus


Thedosius I



Honorius
Arcadius




Julianus 363'ün Haziran ayında öldüğünde, ordusunu Pers sınırında ümitsiz bir şekilde bırakmıştı. Acil olarak yeni bir imparator tahta geçmeliydi ve ileri gelen subaylar bir konsey oluşturdu. Jovianus imparatorluk muhafız alayının tek kıdemli subayıydı ve imparator olarak seçildi.

Jovianus için ana problem Roma ordusunu Pers bölgesinden çıkarmaktı, ve ordunun perişan durumu onu utanç verici bazı kararları imzalamaya zorlamıştı. Bu kararlarla, sadece Tigris’in öbür kıyısındaki Galerius’un 298’te kazandığı zaferle Persler’den alınan 5 eyaleti geri vermekle kalmamış, aynı zamanda Septimius Severus devrinden beri Mezopotamia eyaletindeki Roma savunmasının temel taşları olan Nisibis ve Singara’yı da kaybetmişti. Bu kötü sefer, bu yüzden Roma’nın son 150 yıllık kazancını silmiştir. İmparatorun bazı bilinmeyen nedenlerden dolayı
tahta geçişinden sadece 8 ay sonra 17 Şubat 364 tarihinde öldüğünden, bu utanç veren durumu ortadan kaldıramadan imparatorluğu bir sonraki imparator olan Valentinianus I’e teslim etmiştir.

Jovianus’un ölümünden dokuz gün sonra imparatorluğun yüksek rütbeli subaylarından oluşan seçim kurulunca oybirliği ile Pannonia’lı bir subay olan Valentinianus I seçildi. Kaba ve eğitimsiz olmasına rağmen becerikli bir asker ve dikkatli bir yöneticiydi. İmparator olur olamaz, imparatorluğun tek başına yönetilemeyeceğini düşünerek kardeşi Valens’i Augustus olarak atadı.

Valentinianus, Illyricum’dan batıya (Afrika’da buna dahil) kadar olan bölgeyi, Valens’te tüm doğuyu kontrolü altına aldı. Julianus’un anne tarafından Procopius adında bir akrabası vardı. Bu kişi Julianus devrinden önce askeri kariyerinde fazla bir ilerleme göstermemişti, fakat Julianus onu general yapmıştı. 365 yılında bu kişi Trakya’da bir isyan çıkarttı ve Konstantinopolis’e kadar geldi. Ordusundaki Germen generalleri kendisine ihanet etti ve böylece birliklerini kaybetti. Valens kolayca isyanı bastırdı ve Procopius’u destekleyenlerden ciddi bir intikam aldı. 367 yılında Valentinianus amansız bir hastalığa yakalandı ve insanların onun yerine kimin geçebileceğini tartıştığını öğrenir öğrenmez, 8 yaşındaki oğlu Gratianus’u Augustus ilan etti.


Valens 376 yılında ciddi bir tehlike ile karşı karşıya kaldı. Hunların yaklaşması güney Rusya’daki Sarmat ve Germen boyları arasında panik yaratmış, bu boylar büyük kalabalıklar halinde izinsiz olarak imparatorluk sınırlarına girmişti. İzinsiz giren bu grup suç işlemeye başlamış ve onlara Trakyalı madencilerde katılmıştı. O sırada Antiokheia’da bulunan Valens derhal harekete geçmiş ve Hadrianapolis’de karşılaşmışlardı. Germenler, Constantinopolis’i alamadılar, fakat Valens çok büyük bir bozguna uğradı ve savaş meydanında öldü.


Valens’in Hadrianopolis’te savaş meydanındaki ölümüyle, artık etkili bir İmparatorluk otoritesi kalmamıştı: Gratianus, 19 yaşında tecrübesiz biriydi, Valentinianus II ise henüz 7 yaşına basmıştı. Gratianus, Valentinianus I’in ölümünden sonra idam edilen başarılı general Theodosius’un aynı isimdeki oğlu Theodosius’u göreve çağırdı. İlk iki yıl Theodosius Thessalonika kentini kendine karargah olarak seçmişti, daha sonra Constantinopolis’e hareket etti. 382 yılında Constantinopolis’te Vizigotlarla bir anlaşma imzaladı. Buna göre Vizigotlar artık kendi komutanlarının emri altında imparatorun müttefiki olarak savaşacaklardı. Theodosius aynı zamanda Persler de anlaşma yaptı ve Armenia bölündü.


383 baharında, Theodosius gibi İspanyol aristokrasisinden olan Magnus Maximus, Britanya’da imparator ilan edildi. Gratianus, ordusuyla Galya’yı istila eden Maximus’a karşı harekete geçti. Birlikleri tarafından terk edilince, Maximus’a teslim oldu ve 383 Ağustos’unda idam edildi. Gratianus’un neden kontrolü kaybettiği açık değildir. Bazı antik kaynaklar, yalnız başına askeri destek kaybı olacağını garantilese de, durumun çok geçmeden değişeceği hususunda Gratianus’un ihmalkar davrandığını belirtir.
Bunun üzerine Theodosius batıya hareket etti ve Magnus Maximus’u önce Siscia’da, sonra Poetovio’da (Ptuj) yendi, ve Aquileia’da idam etti.


391’de Theodosius, Konstantinopolis’e döndü. Genç Valentinianus II’yi, magister militum in praesenti olarak batıdaki en yüksek askeri komutan olan Germen general Arbogast’a emanet etti. Arbogast, imparatordan daha fazla güç sahibi olan pek çok Germen komutanı içerisinde en başta olanıydı. Beklendiği gibi Valentinianus bu duruma içerlemekteydi ve 392 Mayıs’ında Valentinianus asılmış olarak bulundu. Arbogast bunun bir intihar olduğunu ileri sürdü, fakat bunun Arbogast’ın işi olduğundan şüphelenildi. Arbogast, cesedi defnedilmesi için Milano’ya gönderdi ve suçsuzluğunu iddia etti. Doğu’dan bu hususta kesin bir yanıt alamadı ve 22 Ağustos 392’de Eugenius adında birini Augustus ilan etti. (Arbogast’ın, alelacele Valentinianus’un yerine birini getirmesiyle yaptığı hata, cinayet için daha güçlü bir delil teşkil etti). Eugenius, orta rütbelerde sivil bir yöneticiydi ve orta derecede bir Hıristiyandı. Arbogast, olasılıkla, Eugenius’un itirazsız dediğini yapacak biri olduğu için seçmişti. Eugenius Theodosius tarafından tanınmaya uğraştı, fakat 393 Bahar’ına yakın bunun olmayacağını anlayınca İtalya’yı işgal etti. Theodosius bunun üzerine harekete geçti ve Eugenius ve Arbogast’ı Frigidus (Vipacco) ırmağı savaşında yendi. İmparatorluğu tekrar birleştiren Theodosius, bunun üzerinden daha beş ay geçmemişti ki Mediolanum’da öldü. İmparatorluğu oğulları Arcadius ve Honorius’a bırakıyordu. On yedi yaşındaki Arcadius zaten Constantinopolis’de kalmıştı, on yaşındaki Honorius da babasıyla İtalya’ya gelmişti. İkisi de sadece birer çocuk değil aynı zamanda güçsüz birer kişilikti. İmparatorluğu asıl yöneten batıda Theodosius’un dostu magister militum Stilicho, doğuda ise Rufinus’tu.

THEDOSIUS DÖNEMİNDE DİN


Gratianus “heretik” toplantıları yasakladı, Augustus’tan beri bütün imparatorların aldığı eski dini pontifex maximus unvanını terk etti ve Roma’daki pagan rahipliğinin ayrıcalıklarını kaldırdı.


Theodosius başlangıçta paganlara karşı biraz ihtiyatlı davranmaktaydı. 381’de “kan sunumu” çeşitli cezalarla yasaklandı, fakat diğer tapınım şekillerine izin verildi. Tapınaklar resmi olarak kapatılmadı, fakat tapınakların yıkılmasına ilişkin dilekçeler yerinde bulundu, ve tapınakları yönelik yerel teşebbüsler cezalandırılmadı. 391’e kadar Paganizm’e ilişkin yeni bir yasaklama çıkarılmadı. Papaz Ambrosia, Theodosius’un yapmış olduğu bir katliam nedeniyle onu dinden aforoz etti. Theodosius imparatorluk elbisesini çıkardı ve zavallı bir tövbekar olarak son birkaç ay için bir kilisede üzüntülerini dile getirdi, daha sonra Ambrose 390 noelinde onu tekrar dine kabul etti. Theodosius, artık tamamen Ambrose’nin esiri olmuştu ve tüm güç paganlığa karşı savaşımaya başladı. 391’de, umumi ve özel bütün kurban kesimleri yasal olarak yasaklandı. Tapınaklar resmi olarak kapatıldı. 392’de, her çeşit dini pagan tapınımı resmen yasaklandı.

12 Nisan 2010 Pazartesi

Julianus Dönemi

Edward Armitage "Julian Apostate Presiding at a Conference of Sectarians" 1875, Walker Art Gallery, Liverpool


Constantius ölmeden hemen önce Julianus’u halef olarak seçmişti. Artık Julianus tüm Roma devletinin imparatoru idi. Böylece harekete geçti. Serdica (Sofya) üzerinden Philippolis ve Perinthos’dan geçerek 11 Aralık 361’de halkın alkışları arasında Constantinopolis’e girdi. Caesar olarak Gallia gösterdiği başarılar imparatorluğun her yerine yayılmıştı[1].
Julianus ilk iş olarak Constantius’un cenazesini Constantinopolis’e getirtti. Cenaze alayını karşılamaya giderken, imparatorluk tacını giymemişti. Constantius havariler kilisesi olarak bilinen yere gömüldü.
[2]Julianus senatonun Constantius’u tanrılaştırmasına izin verdi.
Julianus’un önem verdiği diğer bir konuda kardeşi Gallus’un öldürülmesinde suçu olanların yargılanmasıydı. Bu nedenle Khalkedon’da bir mahkeme kurdu.
[3] Adaletli olması için sadece kendi adamlarını degil aynı zamanda Constantius’un adamlarından jüri seçti. Üstelik Constantius’un komutanı Arbitio’yu mahkeme başkanı yaptı. Arbitio’nun başkan olması ile gerçek suçlular ya aklandı ya da sürgün cezası aldı. Hiç suçu olmayanlar ise ölümle cezalandırıldı. Gallia’da praefectus iken görevini bırakıp kaçan Florentius gıyabında ölüm cezasına çarptırıldı ise de saklandığı için kurtuldu ve Julianus ölene kadar ortaya çıkmadı. Yine de cezalarını bulanlar da oldu. Gallus’un öldürülmesinde payları olan başmabeyinci Eusebius, Paulus Catena ve Apodemius ateşe atılarak öldürülmüştür. Mahkeme sonunda imparatorluk sarayının eski ileri gelenleri temizlenmiştir.



SARAY REFORMU
Diokletianus ve Constantinus zamanında imparatorlukta doğu monarşilerinin gelenekleri uygulanmaya başlamıştı. Saray görevlilerinin fazlalığı nedeniyle, saray giderleri ordu giderlerini aşmıştı. Bu sebeple Julianus bu fazlalıkları uzaklaştırdı. Sadece sayısal azaltma yapmamış, kalanların da yetkilerini kısıtlamıştı. Julianus kendi korumalarının sayısını ve ayrıcalıklarını azalttı. İmparatorluk kuryeleri olan agentes in rebus’un yetkileri artmıştı. Bu kişiler halkı soyuyor ve casusluk yapıyorlardı. Sayıları 17’ya indi ve sadece kuryelik yapmalarına izin verildi. Julianus kendisine Marcus Aurelius’u örnek almıştı. Lüksten nefret ediyor, sade bir yaşamı ilke ediniyordu. Görevden uzaklaştırılan iki kişi, kendilerini göreve tekrara alırsa Florentius’un saklandığı yeri bildireceklerini söylediklerinde, Julianus bunu kabul etmedi.
Aldığı önlemlerle giderler büyük ölçüde azalmış, halk büyük bir yükten kurtulmuştu. Julianus seremoniyi de kaldırmıştı. 362 yılı consülü Mamertinus’un söylevinde, imparatorun seremoniyi kaldırarak, cumhuriyet dönemi özgürlüğünün geri geldiğini ve halk ile iyi ilişkiler içinde olduğunu belirtir. Julianus yanlış bir davranışı nedeniyle kendisine bile para cezası verecek kadar adildir. Senato sadece isim olarak varlığını sürdürürken Julianus bu konu ile ilgili değişikler yapmıştır. Senato üyelerine vergi ve hukuk ayrıcalığı tanımıştır. Toplantılara katılıyordu. Kendisi içeri girdiğinde senato üyelerinden ayağa kalkmamalarını istemiştir.

PAGAN İNANCI REFORMLARI
Constantius ve Constans 346 yılında aldıkları bir kararla pagan tapınaklarını kapattırmışlardı ve adak yapanlar da ölüm cezasına çarptırılıyorlardı. Magnentius imparator olunca yeni bir yasa ile geceleri adak yapanlara izin vermişti. Ancak Constantius, Magnentius’un ölümünden sonra bu yasağı yeniden koydu ve kehanette bulunmayı da yasakladı(353). Bu kararlara uymayanlar ölümle cezalandırılıyordu. Buna karşı eski inanca bağlı kalanlar vardı. Kapatılan tapınakların malları yağmalanıyor, tanrı heykellerine ve pagan mezarlarına saldırılıyordu.


Julianus inancını, Constantius’tan çekindiği için gizlemişti. Ancak onun ölümünden sonra inancını göstermeye başlamıştı. 361 yılını sonunda çıkarttığı bir kararla, kapatılan tapınakların açılmasına ve adak yapılmasına izin verdi. Ayrıca mezhep ayrılıkları nedeniyle çatışan Hıristiyan önderlerini saraya davet ederek, çatışmaları bir yana bırakmalarını, herkesin korkusuzca kendi inancına ibadet edebilmesini rica etti. Julianus pagan inancına sahip olmakla birlikte, Hıristiyanlara karşı hoşgörülü olmadığını söylerler. Sokrates ve Theodoret
[4] Arian olmayanlara karşı alınan kararları bozmakla, Ortodoksları kazanmayı düşündüğünü söylerken, kilise tarihçileri Sozomenus ve Philostorgius [5] mezhep ayrılıklarını körükleyerek çatışma yaratmak istediğini söyler. Ancak Ammianus’un görüşü modern tarihçiler tarafından da kabul edilir. Julianus sabırlı ve yumuşak davranarak, insanların eski inançlara geri döneceğine inanıyordu.

DİĞER REFORMLAR
Julianus vergilerin adaletli olması için büyük özen gösteriyordu. Kentlerin ekonomisini düzeltmek için bazı önlemler almıştı. İmparator yakınları, memurlar, kuryeler bir kentten bir kente giderken kullandıkları taşıma hayvanlarının sağlanması halka bırakılmıştı ve bu çok ağır bir yüktü. Zamanla piskoposlarda bundan yararlanmaya başlamıştı. Julianus sadece kuryelerin kullanımı ile sınırladı. Ordu konusunda da bir takım değişiklikler yaptı. Disiplinli bir ordu olmasına çalıştı.



ANTIOKHEIA’YA GİDİŞ
362 yılının haziran ayında Antiokheia’ya gitmek için Constantinopolis’ten ayrılmıştır. İmparator Kalkhedon, Libyssa üzerinden Nikomedeia’ya geldi. 358 yılında büyük bir deprem geçirmiş olan Nikomedeia yıkılmış durumdaydı. Uzun zaman geçirdiği bu kenti bu halde görünce çok üzüldü ve kentin onarımı için büyük bir bağışta bulundu. Daha sonra Nikaia, Juliopolis, Pessinus
[6] kentlerine uğrayarak Ankyra ve Kappadokia üzerinden Antiokheia’ya vardı.
Antiokheia’da Pers savaşı hazırlıklarından vakit bulunca sık sık yazıyordu.
[7] Halkın sorunlarına çareler arıyor, kentin ekonomik durumunu düzeltmeye çalışıyordu.


Sonunda Julianus 363 yılının mart ayında 65.000 kişilik bir ordu ile Antiokheia’dan ayrıldı. Fırat’ı geçti, birliklerin küçük bir kısmını Armenia kralı ile birleşmesi için bıraktı, Fırat’ı takipederek Babylonia’ya doğru hareket etti. Dicle’yi geçerek Ktesiphon önünde bir zafer kazandı. Pers kralı Sapor’un esas ordusuyla yaklaştığı haberini alınca Dicle boyunda ilerledi. Bu yolculuk esnasında Persler durmadan saldırdılar. Bu saldırılarda Julianus yaralandı. Bunu duyan askerler öfke ile düşmana saldırdı ve zafer kazandılar. Ancak Julianus’un yarası çok ağırdı ve kan kaybediyordu. Gece yarısından önce öldü
[8]. Tarihçiler Julianus’un Persler tarafından değil hıristiyan bir Romalı tarafından öldürüldüğünü kabul ederler. İsteği üzerine gösterişsiz bir tören ile Tarsos’a gömüldü.[9]

[1] Ammianus Marcellinus 20.7.9. vd.
[2] Sokrates 3.1.50., Gregorius Nazienzus orat.5.16., Libanius orat.1.120.
[3] Khalkedon’u seçmesinin nedeni, mahkemenin kendisi ve Constantinopolis halkının etkisinden uzak olmasıydı
[4] Sokrates(31.1.48.), Theodoret (3.4.)
[5] Sozomenus (5.4.8), Philostorgius (7.4)
[6] Sivrihisar-Ballıhisar
[7] Symposion yada Caesares, Kata Galilaion
[8] Amm. 25.3.23.
[9] Amm. 25.2.5, 25.9.12

3 Nisan 2010 Cumartesi

Constantius ve Julianus

Constantius Julianus

Babasının öldürülmesinden sonra anasız babasız kalan Julianus, Constantius tarafından Nikomedeia’ya gönderildi. Burada anneannesi ve piskopos Eusebius tarafından yetiştirildi. Bu sırada bir ara Constantnopolis’e gelmiş ancak kuşkucu olan imparator Constantius tarafından Nikomedeia’ya geri gönderilmiştir. Bu sırada hatip Libanius’un derslerini gizlice takip etmeye başlamıştır. Bu sırada çoktanrıcılığın etkisine girmeye başladı. Daha sonra Kappadokia’da kardeşi Gallus ile birlikte neredeyse bir hapis hayatı yaşadı. Constantinopolis’e dönmesi izin verildiğinde kardeşi Gallus’a Caesar’lık verildi, Julianus da eğitimine devam etmek üzere Pergamon’a gitti. Oradan Ephesos ve yine Nikomedeia’ya geri döndü. Bu sırada Caesar olan kardeşi Gallus’un acımasız yönetimi Constantius’u öfkelendirmiş ve en sonunda öldürülmüştü. Gallus’un öldürülmesinden sonra Julianus da Mediolanum’a çağırıldı. Burada bir takım suçlamalarda bulunuldu ve Mediolanum’da kaldığı sürece gözaltında tutuldu. Sonunda imparatoriçe Eusebia sayesinde Atina’da eğitimine devam etmesi için Constantius’dan izin alındı. Kısa bir süre kaldıktan sonra tekrar Mediolanum’a çağırıldı. Bu sırada doğu sınırlarının tehlikede olması nedeniyle Constantius, Julianus’u Caesar yapmaya karar verdi. Ordunun da onayını alan bir tören ile Caesar ilan edildi ve Gallia eyaletinin yönetimi Julianus’a bırakıldı. Caesar ilan edilmesinden birkaç gün sonra imparator onu kız kardeşi Helena ile evlendirdi. Gallia’ya gitmesinden sonra Alemanlarla yapılan savaşlarda başarılı oldu ve Franklarla da barış yapıldı. 356 yılında imparator kendisinin 8. Consul’lüğünde Julianus’a da Consul’lük payesi verdi. Daha sonra 358 yılında Franklarla çarpıştı ve onları Roma hakimiyetine aldı. Julianus’un zaferleri, imparatoru endişelendiriyordu. Onun artık Caesar olmak ile yetinmeyeceğini düşünüyordu. Julianus’un 3. Consul’lük payesini aldığı 359 yılında artık Gallia barbarlardan temizlenmişti. Ancak doğu sınırları için aynı şeyi söylemek imkansızdı. Persler, Roma topraklarına girmiş ve Amida (Diyarbakır) kentini ele geçirmişlerdi. İmparator bu sefer orduya komuta etmeye karar vermişti. Bu yüzden Julianus’un en iyi birliklerini doğuya göndermesini emretti. Ancak bu emre uyması halinde Julianus’un askerlerinin sayısı yarıya inecekti ve bir barbar saldırısı karşısında sınırları korumak imkansızdı. Tam olarak emre karşı gelmese de uymuyordu da. Bu sırada Julianus askerleri tarafından Augustus ilan edildi (360). Julianus bir iç savaşa yol açmak istemiyordu ve bu sebeple imparatora yazdığı mektupta onu kızdırmamaya özen gösterdi ve mektubu Caesar olarak imzaladı. Constantius da bir tercih yapmak zorundaydı, ya Julianus üzerine yürüyecek ya da Perslerle savaşacaktı. İmparartor devletin menfaatini düşünmek zorundaydı. Bu yüzden ilk olarak Pers savaşını bitirmeye karar verdi. Mektuba cevap olarak da, imparator olarak Julianus’u tanımadığını, Caesar unvanı ile yetinmesini ve bir takım atamalar yaptığını belirtti. Bu arada Julianus Franklara karşı yeni bir zafer kazandı. Karısının ölümüyle Constantius ile arasındaki bir bağ daha kopmuş oldu. Julianus, Constantius’dan gelebilecek saldırıya karşı hazırlık yapıyordu. Sonunda 361 yılında doğuya yürümeye karar verdi. Trakia’ya geldi ancak ilerleyecek kadar yeterli askeri yoktu. Constantius da Constantinopolis’e doğru harekete geçti. Fakat yolda Tarsos’da hastalandı, devam etmeye karar verdi ancak Mopsukrene’de (Mezaroluk-Güzeloluk) öldü( 3 kasım 361).






CONSTANTIUS’UN POLİTİKASI




Kumandan olarak pek başarılı değildi, vasat kabiliyete sahipti. Hıristıyanlığa karşı sempatisi vardı. Saray memurlarını tesirinde kalmıştı. Devlet hizmetinde pek fazla çalışma göstermemiş ancak sivil hizmetleri geliştirerek, gizli polisi kuvvetlendirmiştir. Sarayda lüks artmıştır. Son yıllarında devlet işlerini düzenlemek için yeni bazı kanunlar çıkarmıştır.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails