24 Şubat 2010 Çarşamba

Constantinus'un Oğulları

Constans

Constantinus II


Constantius II




Constantinus yaşarken Caesar unvanını alan oğulları, ölümünden sonra Augustus ilan edildiler. İspanya, Britania ve Gallia Constantinus’a; İtalya, Afrika, Illyricum ve Trakya Constans’a; Propontis’in güneyinden K. Asya ve Doğu, Mısır, Armenia ve müttefik kabileler Constantius’a verildi.Constantius 338 yılı başlarında babasının cenazesinin Constantinopolis’e getirilmesinden hemen sonra, askerlerini kışkırtarak Constantinus’un kardeşlerini ve yeğenlerini öldürttü. Bu katliamdan o sırada hasta olan Gallus ve henüz 6 yaşlında olan Julianus sağ olarak kurtulabildi. Bu sırada Constantius Perslerin saldırılarına karşılık vermiştir. Batıda ise Constantinus II diğer kardeşleri üzerinde bir otorite kurmaya başladı. Afrika Constans’ın yetkisi altında olmasına rağmen bir karar çıkartarak kendine bağladı. Constans ise, Constantius’un desteğini almak için ona Trakya ve Constinopolis’i verdi. Constantinus bunun üzerine 340 yılında Alp’leri geçti ve Constans ile karşılaştı. Yapılan savaşta öldü ve Constans Britania, Gallia ve İspanya’nın hakimi oldu. Başlangıçta oldukça adil olan Constans daha sonra kötü davranışlar sergilemeye başladı ordunun nefretini kazandı. Sarayda görevli Marcellinus ve Jovianus askerlerin komutanı Magnentius önderliğinde bir suikast düzenlediler. Constans’ın öldürülmesi ile Magnentius Augustus ilan edildi.Bu sırada Illyricum eyaleti Magnentius’a bağlanmayıp piyade komutanı Vetranio imparator ilan edildi. Constantius Vetranio’nun tahta çıkışını tanıdı. Batıda ise Magnentius, Constantius’un kendisini tanıması için çareler arıyordu. Vetranio sözünü tutmayarak Magnentius ile barış anlaşması yaptı ve Constantius’a da bir heyet gönderdi. Constantius’a Magnentius’un kızı ile evlenmesini önerdiler. Ancak Constantius bunu kabul etmeyerek Serdica’ya doğru hareket etti. Bu sırada caesar olarak yeğeni Gallus’u seçti ve Constantia ile evlendirdi. Constantius ve Magnentius arasında yaklaşık iki yıl süren çarpışmalar sonunda, Magnentius kuşatıldığı bir sırada intihar etti. Bu sırada caesar olarak Antiocheia’da bulunan Gallus bir despot gibi hüküm sürmekteydi. Kötü davranışları yüzünden önce görevinden men edildi sonrada öldürüldü.

18 Şubat 2010 Perşembe

Diokletianus ve Constantinus'un Reformları

Diokletianus
Constantinus
Diokletianus ve Constantinus’un yapmış olduğu reformlar dönemde yaşanan pek çok problemin sonucu olarak görülmektedir. Erken Bizans döneminde temel bir toplumsal organizasyon gerçekleştirmişlerdir ve yasal değişiklikler aracılığıyla devlet yaşantısını düzenlemeye yönelik önemli bir girişim olarak belirmektedir. Reformlar, devam eden krize ve kesin olmayan pek çok detaya bir çözüm olarak birer birer farklı zamanlarda yürürlüğe girmiştir, fakat dönemi anlayabilmek için hepsini bir arada düşünmek gerekir:
A. Politik
1.Diokletianus devri bütün imparatorluğu vuran politik kaosa bir son getirmiştir; en basiti tahtta 20 yıl kalarak durumu dikkate değer bir şekilde dengelemiştir.
2.İdari reformlar: Bu reformların amacı iki kat daha etkili bir yönetim sağlamak ve devlet hazinesinin gaspını önlemektir.
a. Eski eyaletler bölünerek pek çok yeni eyalet oluşturulmuştur.
b. Memuriyetlerin sivil ve askeri görevleri ayrılmıştır; eyalet yöneticilerinin artık askeri güçleri olmayacaktı.
c. Askeri emir komuta zincirinin yanı sıra ayrıntılı bir sivil hiyerarşi yaratıldı: sivil hiyerarşinin en üst düzeyinde, imparatorun hemen altında, 3 ya da 4 prefect bölgesi için birer praefectus praetorio vardı; praefectusun hemen altında her bir diocese için bir vicarius ve eyalet yönetimi içinse birer praeses bulunmaktaydı. Her bir eyalet içerisinde bulunan kentler (civitates, poleis) ise vatandaşların belirlediği bir konsey (curia, boule) tarafından yönetilmekteydi.
d. Askeri hiyerarşide en üstte, praefectus praetorio benzeri magister militum bulunmaktaydı; onun altında comes (pl. comites) ve dux (pl. duces) bulunmaktaydı.
e. Ek olarak ayrıntılı bir saray yönetimi vardı: magister officiorum, comes sacrarum largitionum, comes rei privatae, praepositus sacri cubiculi gibi.
3. İmparatorun şahsiyeti, dikkate değer şekilde yükseltildi ve sıradan biri olmaktan çıkarıldı.
a. İmparatorun çevresi büyük bir koruma ile donatıldı ve onun bütün günlük aktivitelerine ayrıntılı bir seremoni ile eşlik edildi.
b. Teori ve pratikte bir “Doğulu Despot” oldu.
c. İmparatorun insanlardan çok tanrılar tarafından seçildiği görüşü hakimdi.
d. Bu gelişim, Mesopotamia’dan köklenen Helenistik krallık fikrinden gelmekteydi; fakat çağdaş model olasılıkla Sasani Pers yönetimi örneğiydi.
4.Tetrakhia, bazı politik sorunların çözümü için dört imparator yaratan ve imparatorluğu dört yönetim alanına ayıran Diokletianus tarafından konmuştur
a. İki tane kıdemli imparator (Augusti) ve iki tane de daha az kıdemli imparator (Caesares) vardı.
b. Caesares, Augusti öldüğünde ya da istifa ettiğinde yerine geçmek ve iki yeni Caesar seçmek üzere yetkilendirilmişti.
c. Bu, tahta geçme problemini düzene koymak, gasp olasılığını düşürmek ve daha yakın bir yerel yönetim sağlamak için yapılmıştı.
d. Fakat Tetrarkhia bir süre sonra başarısız oldu, fakat devlet yönetiminde izini bıraktı ve imparatorluğun bir bütün olarak bölünebildiğini gösterdi.
B. Askeri
1.Askeri komuta, geniş ölçüde reforma uğradı ve eyaletlerin yönetiminden uzaklaştırıldı.
2.Ordu pek çok değişik birliklerden oluşturuldu:
a. Limitanei—eski sınır birlikleri, kalıcı olarak sınır boyunca konuşlandırıldı; bu haliyle militiadan (bilhassa piyade birlikleri) biraz daha fazla sayıdaydı.
b. Comitatenses—hareketli alan birlikleri, imparatorun onları (Bilhassa süvari alayları) göndereceği her yere gitmek üzere iç bölgelere yerleştirildi.
c. İmparatorluk korumaları (Scholae, vs…)—imparatorun “özel” ordusu, imparatorluk sarayının yakınına yerleştirildi.
d. Diokletianus, 5000-6000 kişiden oluşan eski lejyonları bölmek suretiyle, lejyon sayısını çoğaltmış ve 1000-1200 kişiden oluşan yeni lejyon yapılandırmasını kurmuştur.
C. Ekonomik
1. İ. S. 301 yılında imparator Diokletianus, “Fiyat Edikti” olarak adlandırılan bir imparatorluk yasası aracılığıyla enflasyon artışını durdurmak için girişimde bulundu.
2. Sikke basımında da reform oldu: Constantinus’un altın solidusu (72 tanesi bir libre/litre yapıyor), gelecek bin yıl boyunca devam edecek olan bir dünya standardına dönüştü.
3. Annona ve indictio üzerinde temellenen etkili bir vergi yapılandırması geliştirildi:
a. Annona, arazinin kalitesine ve onu işleyebilecek insan gücü kapasitesine (capitatio-iugatio) göre saptanan bir arazi vergisi oldu
b. Vergi tabanı periyodik olarak, her on beş yılda (indictio) hesaplandı.
c. Vergi aslen ayni olarak toplandı (genellikle buğday), fakat bunu yerini kısa bir süre sonra nakdi ödeme aldı.
d. Yeni sistem, yıllık bütçe hazırlanmasına iyi bir imkan verdi ve devletin finans sistemini, daha güvenli bir temele oturttu.
D. Kültürel1.Diokletianus ve Constantinus dönemin dini eğilimini takip ettiler, politik ve askeri pozisyonlarını dini idealleriyle desteklediler.
a. Diokletianus kendisini Jovius (Jupiter/Zeus gibi/dengi) ve altındaki imparatorunu ise Herculius (Hercules gibi/dengi) olarak adlandırdı.
b. Bu belki de son büyük Hıristiyan Kıyımını açıklar, çünkü Hıristiyanlar doğal olarak bunu desteklemeyi reddetmişlerdir.
2.Sıkıyönetim, aynılık (herkese aynı muamele), katılık ve güç hırsları dönemin karakteristikleri olarak sıkça görülmektedir.

13 Şubat 2010 Cumartesi

8 Şubat 2010 Pazartesi

Constantinus Dönemi ve Constantinopolis (İstanbul) Kuruluşu



Diocletianus’un tahttan çekilmesi ile ikinci thetrarkhi başlamıştı. Constantius Chlorus batının, Galerius da doğunun Augustus’u olmuştu. Batı caesar’ı Severus, doğu Caesar’ı ise Maximinus Daia idi. Constantius Gallia, Britania ve İspanya’yı, Severus İtalya, Afrika ve Pannonia’yı idare ediyordu. Doğuda Maximinus Mısır’ı ve Toros’ların altında kalan eyaletleri, Galerius ise Asia’nın geri kalan kısımlarını, Yunanistan ve doğu Illyricum’u idare ediyorlardı.

Britania’ya bir sefere giden Constantius yaklaşık 1 yıllık bir saltanattan sonra York’da öldü. Oğlu Constantinus batının Augustus’u ilan edildi. Constatinus bir iç savaş çıkmasını önlemek amacı ile Galerius’a bir mektup yazdı. Galerius babasının yerini almasını kabul etmedi ve Constantinus’u Caesar olara tanıdı. Severus’u Augustus olarak atadı. Constantinus da bu ikinci derecedeki görevi kabul ederek thetrarkhi sistemini korumuş oldu. Ancak Maximianus’un oğlu Maxentius 306 yılında imparator ilan edildi. Fakat Maxentius princeps ünvanını kabul etti.kuzey İtalya Severus tarafında yer alıyordu, Afrika Maxentius tarafında yer aldı. Bu arada babası Maximianus da ona ordu toplamak ile meşguldü. Galerius Maxentius’u tanımayı reddederek Severus’a üzerine yürüme emri verdi. Ancak askerler Maximianus’un oğluna karşı savaşmak istemedi, Severus Maximianus tarafından yakalandı. Constantinus, Maximianus’un kızı Faustina ile evlendi, Maxentius’u da Augustus olarak tanıdı. Kendisi de Maximianus tarafından Augustus ilan edildi. Bu olaylar yaşanırken Galerius ordu ile İtalya’ya doğru hareket etti. Ancak çok geçmeden ordunun sadakatsizliğinden şüphe ederek, Pannonia’ya çekildi. Maximianus oğlunun imparator olmasına engel olmasına çalışmışsa da başarılı olamadı.


Bu sırada Galerius bir çözüm yolu aramaktaydı. Batıda iki ve kendisi büyük Augustus olmak üzere toplam üç Augustus bulunuyordu. Büsbütün bölünmüş bir imparatorluk ortaya çıkmıştı. Bunu üzerine Diocletianus’a başvurmaya karar verdi. 308 yılı consulü seçilen Diocletianus bu meseleyi çözmek için Carnuntum’da bir toplantı düzenledi. Bu toplantı sonunda Maximianus görevden uzaklaştırıldı, ikinci Augustus olarak Galarius’un silah arkadaşı olan Licinianus Licinius seçildi ve onun kontrolüne İtalya, Afrika ve İspanya verildi. Maximinus Daia doğuda caesar olarak devam ediyordu, batıda ise aynı unvanla Constantinus bulunuyordu. Maxentius halk düşmanı ilan edildi. Yeni thetarkhi bu şekilde düzenlendi. Ancak kısa sürdü. Maximianus Constantinus’un yanına kaçtı. Maximinus Daia, Licinius’un kendisinin üzerine Augustus olarak getirilmesine karşı çıktı. Kısa süre sonra Constantinus ve Maximinus Augustus oldular ve böylece iki Augustus iki Caesar sistemi bozulmuş oldu. Maximianus Augustus unvanını koruyordu ama imparator fonksiyonu bulunmamaktaydı. Bir süre sonra Constantinus’u ortadan kaldırma planları yaptıysa da yakalandı ve hayatı bağışlandı. 310 yılı başlarında ölü bulundu, resmi kayıtlara göre intihar etmişti. Bu sırada Maxentius’un idaresinde bulunan Afrika’da isyan çıkmış ve Roma’ya buradan sağlanan hububat gelmemeye başlamıştı. Roma’da halk isyan etmişti. Kartaca praefectus’u Aleksander kendini imparator ilan etti. Maxentius olaylara müdahale etti ve Kartacalıları da cezalandırdı. Galerius tahttan feragat etmeden önce Augustus olarak Severus ve Licinius’u, Caesar olarak da Maximinus Daia ve kendi oğlu Candidianus’u idareyi bırakmayı amaçlıyordu. Ancak şiddetli bir hastalığa tutuldu ve bu emellerini gerçekleştiremedi. Galerius’un ölümü üzerine Maximinus Daia Asia’yı işgal etti. bu olaylar üzerine Constantinus ve Licinius yakınlaştı ve bunun üzerine kaçınılmaz olarak Maxentius ve Maximinus da bir ittifak içine girdi. 312 yılında Constantinus İtalya’yı istila etti. Yapılan savaşta Maxentius öldü, Constantinus Roma’ya girdi. 313 yılında Licinius ile Maximinus arasında yapılan savaşta, Maximinus yenildi ve Kilikya’ya kaçtı. Kısa bir süre sonra yakalandığı bir hastalıktan Tarsus’da öldü. Bu şekilde imparatorluk Constantinus ve Licinius arasında ikiye bölünmüş oldu.
İki Augustus arasında toprakları kontrol edecek bir caesar seçilmesi gerekmekteydi. Constantinus, bu göreve kız kardeşi Anastasia ile evli olan Bassianus’u seçti. Fakat bu seçim Licinius’un hoşuna gitmemişti, Bassianus’un Constantinus’un aleti olmasından şüpheleniyordu. Bu sebeple, Bassianus’un kardeşi Senecio ile birlikte suikast girişiminde bulundu. Fakat bu plan sezildi. Constantinus ile Licinius arasında Thrakia’da
[1] yapılan savaşta Consatantinus zafer kazandı. Ancak Licinius’u kaçırdı, onun Byzantium’a gittiğini sanıyordu, fakat Licinius aslında Beroea’da bulunuyordu. Buradan bir barış anlaşması yapmak üzere elçiler gönderdi. Bunun üzerine yeni bir düzenleme getirildi. Constantinus Pannonia, Illyricum, Macedonia, Yunanistan ve Moesia’yı elde etti. Licinius ise Avrupa’da yalnız Thrakia’yı elinde tutabildi. Birbirlerinin bölgesine barbar istilası olmadıkça girmeme kararı alındı.



Constantinus ve Licinius 315 yılı consul’lüğünü paylaştılar ve Goth istilası karşısında birlikte hareket ettiler.317 yılında üç yeni caesar atandı. Bunlardan ikisi Constantinus’un oğullarıydı. Biri Flavius Julius Crispus, diğeri ise Flavius Cladius Constantinus idi. Diğer caesar ise Licinius’un gayri meşru oğlu Valerius Licinianus Licinius idi.

323 yılında Constantinus Hıristiyanlara özgürlük tanıdı. Aynı yıl Gothların Thrakia’yı istila etmesi üzerine Constantinus, Licinius’un topraklarına girdi. Bu durum anlaşmaya da uyuyordu. Fakat bu olay savaşa yol açtı. Pek çok muharebeden sonra Licinius Nikomedeia’ya kaçtı. Constantia kocasının hayatını bağışlamasını rica etti. Bu kabul edildi ancak 325 yılında devlete ihanet sebebiyle ölüme mahkum edildi.






CONSTANTINOPOLIS’İN KURULUŞUUzun zamandır Roma’nın askeri ve siyasi bir merkez olamayacağının farkına varılmıştı. Roma nehirlerden çok uzaktı ve denizle ilişkisi çok kolay kesilebiliniyordu. Bu dezavantajlar göz önünde tutulunca Constantinopolis kurulana kadar pek çok şehir başkent olarak kullanılmıştır. İkinci yüzyılda Herodian şöyle söyler “Caesar neredeyse Roma oradadır”. 
III. yüzyılda İmparatorlar Roma dışına çıkmaya başladılar. Valerianus Perslerle savaşmaya doğuya gidince, oğlu Gallienus karargahını Mediolanum’da (Milano)kurmuştu. Mediolanum kuzey sınırına ve Roma’ya eşit uzaklıkta bulunuyordu. Maximianus da yönetimini Mediolanum’dan yürütmüştü. Diocletianus önce Sirmium’u (Sremska Mitrovia) daha sonra da Nikomedeia’yı başkent olarak seçmişti. Nikomedeia’nın başkentliği bir kuşak boyunca sürdü. Nikomedeia ana yolların üzerindeydi, iyi bir limanı ve verimli toprakları vardı. Ancak sürekli karışık olan kuzey sınırlarına uzak kalıyordu. Senato hala Roma’daydı fakat tamamen işlevini yitirmişti. Tüm kararlar imparator tarafından alınıyordu.

Constantinus önce Serdica’yı (Sofya) sonra Troya kalıntılarını yeni başkent olarak düşündü, fakat en sonunda gözlerini Byzantium’a
[2] çevirdi. Byzantium’da inşaat 324 yılında başladı ve 330 yılında büyük eğlencelerle açılış töreni yapılmıştır.yeni bir forum yapılmış (Forum Constantini) ve burada üzerinde Constantinus’un tunçtan bir heykelinin bulunduğu bir sütun (Çemberlitaş)[3] dikilmiştir. Şehir imparatorluğun çeşitli yerlerinden gelen pagan heykellerle süslenmişti. Delphi’den Apollonun heykeli ile Yılanlı sütun getirilmişti[4]. Byzantium’un konumunun avantajı ile yapı malzemesi sorunu kolayca çözülmüştü. Belgrad ormanlarından kereste, Proconnesos’dan (Marmara adası) mermer getirildi. Yeni başkent için öyle çok masraf yapılmıştı ki Constantinus dan sonra başkent değiştirilmek istense bile artık çok geçti.[5] Roma’dan senatörler getirildi ve şehrin yeni bir senatosu oldu. Resmi adı Roma Nova olmuştu. Ancak 330’dan sonra kente kurucusuna izafeten Constantinopolis denilmeye başlandı.


Constantinus 355’de tahta çıkışının 30. yılında devlet yönetimini oğulları ve yeğenleri arasında paylaştırmaya karar verdi. Constantinus II Gallia’yı, Constantius doğuyu, Constans ise İtalya ve Afrika’yı, yeğeni Flavius Dalmatius’a Balkanlar ve Tuna bölgesini, öteki yeğeni Hannibalianus’a da “krallar kralı” unvanı vererek Pontus ve Armenia yönetimini bıraktı. Ancak Hannibalianus’un ölümü üzerine onun payına düşen yerlerde Constantius’a kaldı. Aynı şekilde kendi payını çoğalmak isteyen Constans da Dalmatius’un bölgesini ele geçirdi. Bu paylaşım esas olarak Constaninus’un ölümünden sonra gerçekleşti. 337 yılında Pers tehditti baş gösterdi. Constantinus doğuya Pers seferine giderken Nikomedeia yakınlarında öldü.(337) Constantinus’un Hıristiyanlığa meyli olduğu kabul edilebilinir ancak Constantinus Hıristiyanlığı ölüm döşeğinde kabul etmişti. 313 yılında yayınlanan Milano Fermanı ile Hıristiyanlara serbestlik tanımıştır.


[1] Philipopolis ve Hadrianopolis arasında[2] Byzantium Megaralı kolonistler tarafından İ.Ö. 660-659 yıllarınsa kurulmuştu. Adını başlarında bulunan lider Byzas’ın adından aldığı söylenir. İ.Ö 2 yy.da Septimus Severus tarafından, Pescennius Niger’in tarafını tutukları gerekçesiyle cezalandırılmış, yağma edilmiş ve Perinthos’a (Marmara Ereğlisi)bağlı bir haline getirilmiştir.[3] Phrigya’dan alınarak Roma’daki Apollon Tapınağı önüne dikilmiştir. Üzerinde güneşi selamlayan Apollon heykeli bulunuyordu. Constantinus bu sütunu Roma’dan getirterek üzerine kendi heykelini koydurmuştur. Daha sonra Iulianus kendi heykelini koydurmuştur.[4] İ.Ö. 479 yılında Delphi’deki Apollon Tapınağı önünde duran sütun, Yunanlılar’ın Perslere karşı kazandıkları Palataia zaferinin bir anısı olarak ele geçirilen silahların eritilmesi ile yapılmıştır. Bu sütun birbirine sarılmış üç yılan figürünün başları üzerinde taşıdıkları kazandan meydana geliyordu ve sütun kıvrımlarında 31 Yunan kolonisinin adları yazmaktaydı. Bugün bile bu yazıları görmek mümkündür.[5] M. Grant, Roma’dan Bizans’a,s. 20

1 Şubat 2010 Pazartesi

Geç Roma Dönemi - İmparator Diokletian





M.S. 283 de imparator Carus (282-283) oğlu Carinus’u Augustus ilan etmiş, batıyı ona bırakmış ve diğer oğlu M. Aurelius Numerius Numerianus ile doğuya Perslere karşı savaşa gitmişti. Fakat Ctesiphon’a gelince şüpheli bir şekilde öldü. Carus ölünce oğlu Numerianus Pers savaşını kazandı, Mezopotamya Roma idaresinde kaldı. Numerianus ordusuyla dönerken gözlerinden hastalandı ve Nikomedeia yakınlarında öldü. Kayınpederi Aper imparator olmayı tasarlarken, ordu meclisi muhafız alayı komutanı Diokletian'ı imparator ilan etti. (284) Carinus batıda hüküm sürmekteydi. İdaresinde Gallia, İtalya, Illyricum, İspanya, Britanya ve Africa bulunuyordu. İmparatorluk ikiye bölünmüş gibiydi. Diokletian'ın seçildiği sıralarda, Venedik valisi M. Aurelius Julianus isyan etmiş ve Siscia’ya kadar olan bölgeyi etki altına almıştı. Ancak Carinus ile Verano’da bir çarpışma sırasında öldü ve böylece Diokletian ve Carinus karşı karşıya kalmış oldular. Diokletian batıya doğru ilerledi ve Carinus ile karşılaştı. Bir subay tarafından öldürülen Carinus’un ordusu başı boş kaldı ve böylece Diokletian galip oldu. Diokletian yepyeni bir anlayışla pek çok değişiklik yaptı. İmparatorluk bir imparatorun idare edemeyeceği kadar genişti, eyaletler dağınık ve kimi zaman yeteneksiz valiler tarafından yönetiliyordu. Sivil ve askeri teşkilatın da ayrılması gerekiyordu. 286 yılında Diokletian Maximianus’u Augustus ilan etti. İmparatorluk bölünmedi, bununla beraber Maximianus Milano’da, Diokletian, Nikomedeia’da oturuyorlardı. 293 yılında Diokletian iki Augustus ve iki Caesar’dan oluşan thetrarkhi düzenine geçmeye karar verdi. Bunun üzerine Diokletian, C. Flavius Valerius Constantius’u batıda Maximianus’a Caesar olarak, Galerianus Valerius Maximianus’u kendisine Caesar’ı olarak seçti. Mısır, Libya, Arabia ve Bithynia ile doğuyu Diokletian, Illyricum ve Asia’nın batı kısımlarını Galerius, Roma, İtalya, Sicilya, Afrika, İspanya’yı Maximianus, Gallia ve Britanya’yı Constantius idare etmeye başladı. Bu thetarkhi döneminde Britania’da, Afrika’da, Mısır’da çıkan isyanlarla uğraştılar. 296 yılında Pers tehlikesi görüldü. Pers kralı Narses, Mısır isyanını fırsat bilerek Suriye’yi istila etti. Roma Mezopotamya’sı tekrara Perslerin eline geçti. Galerius takviye kuvvetlerle ordusunu büyüttü ve Armenia’ya hareket etti ve Narses’i bozguna uğrattı. Diokletian'ın imparatorluğu zamanında Hıristiyanlara karşı oldukça zorba eylemler gerçekleşti. Bu olaylar kiliselerin, binaların tahribi, kitapların yakılması ve Hıristiyan önderlerin yakalanması şeklinde oldu (303). Ancak daha sonra 311 yılında Galerius onlara hoşgörü gösterdi.

M.S. 303 sonbaharında, Diokletian Maximus ile birlikte yirminci yıllarını kutlamak üzere Roma’ya geldi. Bu sırada artık tahttan çekilmesi gerektiğine karar verdi. Daha sonra 305 yılında Maximianus ile birlikte tahttan feragat edeceklerini dair bir yazı hazırlattı. Diokletian, Nikomedeia’da askerlerin önünde tahttan çekildiğini bildirdi. Bun üzerine Constantius batıda, Galerius doğuda Augustus olarak tahtta geçtiler. Caesar olarak da Severus ve Maximus Daia (her ikisi de Galerius’un akrabası idi) seçildiler. Bu kişilere karşı başta memnuniyetsizlik gösterilse de daha sonra sert bir muhalefet olmaması sebebiyle ikinci dönem tetrarhki’ye olaysız olarak geçildi.

Diokletian pek çok reform yapmıştır. Bunlardan en önemlisi imparatorluğun idaresinin düzen içinde sağlamanın gerekliliğini kavramış ve böylece tetrarhki sistemini geliştirmiştir. Bu uzun bir süre huzur içinde bir yönetim getirmiştir. Diokletian eyalet yönetiminde de bazı değişiklikler yapmıştır. Senato ve imparator eyaletleri olarak yapılan ayrımı kaldırdı ve bütün eyaletleri imparatora bağladı. Çok büyük olan eyaletleri daha küçülterek 57 olan eyalet sayısını tam kesin olmamakla beraber 96’ya çıkarmıştır.


Diokletian askeriye konusuna da önem vermiş, silah altındaki kuvvetlerin sayısını arttırmış, sınır korunmasına özen göstermiştir.
Diocletian'ın Nikomedeia (İzmit) kentindeki sarayı

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails